Bir önceki yazımda gidebilmekten bahsetmiştim. Bu yazıda ise gittikten sonrasına değinmek istiyorum. Bir sürü hayal ile göç ettikten sonra, geldiğin yerde tutunabilmesi en başta oldukça zorlayıcı olabiliyor.

Gittiğin yerde keyifle yaşayabilmek, bulunduğun yerin sana sunduğu fırsatların kıymetini bilmekten geçiyor. Çünkü insan zamanla sahip olduğu şeylerin değerini görememeye başlıyor.
Ben buraya geldiğimde kızım 4 yaşındaydı, oğlum ise birkaç hafta içinde doğdu. Severek ve isteyerek gelmeme rağmen kısa zaman sonra Türkiye’de bıraktığım her anıyı ve her şeyi aradığım ve şiddetle özlem duyduğum bir duygu durumunda buldum kendimi. Kızımın Türkiye’deki okulundan gelen aylık yemek menüsü bültenine ağladığımı bilirim. Bu bir tür yas. Olduğun yerden kopup yeni bir yere adaptasyon gerçek bir yas. Tüm yaslar gibi bunu da atlatabilmek için acını sonuna kadar yaşayıp, yaşadığın yerin artık burası olduğunu kabullenmek gerekiyor. Eğer bu acıya nasıl dayanırım diyenler varsa okuyanlardan, yanlız değilsin. Bu durumda iki seçenek var; ya bir kere derin bir acı yaşamak ya da ömür boyu dinmeyen bir sızıyla yasamak yani arafta olmak.

Daha önce de bahsettiğim gibi, bulunduğunuz yere gelme sebebiniz tüm negatiflikleri bastırabiliyor olmalı. Çünkü bu arada kalma hali tam bir enerji emici. Geldiğim yerin güzelliklerini sonuna kadar yaşamaya bu duygu durumundan kurtulduğumda başladım. Hayat kısa ve hergünümüz onu doyasıya yaşamamızı hakediyor.
Üstelik bu bahsettiğim sadece işin duygusal kısmı, buna maddi sıkıntılar, yabanci dili anlama, anlaşılma dertleri, yeni bir sistemi sıfırdan öğrenme gibi bir çok detay girince göç etmenin zorlukları yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlıyor. Ama bunların hiçbiri aşılmayacak şeyler değil. Bazen sadece zor bir şeyi başardığını biliyor olmak bile onu atlatmana yardımcı oluyor. Benim de bunları paylaşmak istememin en önemli sebebi dünyada göçmen türklerin gittikçe çoğaldığı bu dönemde birbirimizin duygularına birlikte eşlik edebiliyor olmak.
Göç eden herkesin farklı hikayeleri var. Ama hepimizin ortak yanı duygularımız.
Şu bir gerçek ki dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım herşeyin mükemmel olduğu bir yer yok. 7 yıldır yaşadığım Silikon Vadisi’nin insanı zorlayan taraflarını ise aşağıda size 5 maddede özetlemeye çalıştım.
Silikon Vadisinde Yaşamanın 5 Zorlu Yanı
1)Çoook Yüksek Ev Fiyatları $$$
Bir önceki yazımda keyifle bahsettiğim bu ortamda yaşamanın faturası ise büyük.
En büyük zorluk ev fiyatlarının ve kiralarının çok yüksek olması.. Evler pahalı değil, evlerin fiyatları uçuk.. Vadinin merkezinde içi dışı kötü ve küçük evler bile ortalama 1,5 milyon $ değerinde, kötü ve küçük diyorum, dikkatinizi çekerim. Bir ev satışa çıktığında pazarlık bizim bildiğimizin aksine yapılıyor, en yüksek fiyatı verenin elinde kalıyor ev. 2.2 milyon dolara satışa çıkmış bir evin 2.4milyon $’ satılmış olması burada şaşırtıcı birşey değil. Alım gücü yüksek olduğu için 3-4 milyon dolarlik evler kapış kapış satılıyor.
Şu anda pandemi dolayısıyla “insanlar silikon vadisinden uzaklaşıyor” haberleri ortalıkta dolaşsa dahi evler satılmaya, pazar harekeltliğini korumaya devam ediyor.

2)Rekabet ve Baskı
Silikon Vadisinde mühendis olmak dünyadaki en prestijli deneyimlerden biri olabilir ama burada işe girebilmek için dünyanın en iyi mühendisleri ile rekabet etmeniz gerekiyor. Bunun için uzun bir mülakatlar zincirine girip 6 saat boyunca aralıksız 4 ila 6 kişi tarafından mülakat ediliyorsunuz. Silikon Vadisindeki mülakatlara hazırlanmak için yazılmış sayısız kitap bulunuyor. İşe girdikten sonra da zorlu rekabet ortamında baskı altında çalışanların sayısı az değil. Tabii Ki bu çalıştığın şirkete göre değişkenlik gösterbilen bir şey. Değişkenlik göstermeyen tek şey ise çok çalışmak. Buradaki yüksek masrafları karşılayabilmek, işinde tutunmak zorunda olmak ta büyük bir baskı oluşturuyor.
3)Pahalı İnsan Gücü
Maaşların ve ev fiyatlarının yüksek olması aynı zamanda her iş alanında ücretlerin normalın üstüne çıkmasını sağlıyor. Herhangi bir şekilde iş gücü gerektiren herşey çok pahalı. Bu kadar para kazanırken, evinin temizliğini de kendin yapmak zorunda kalabiliyorsun. Çünkü hizmet sektörü çok pahalı ve o paraya aldığın hizmet ise vasat. Türkiye’den giderken evimi kendi eviymiş gibi dip köşe ilmik ilmik temizleyen gündelikçi teyzeyi mumla arayacağım hiç aklıma gelmezdi:)
Burada yaşadığımız yıllar boyunca çoğu işimizi kendimiz yapmayı öğrendik. Türkiyede yaşarken yapmayacağımız çoğu şey elimizden gelir oldu.

4)Çok uzakta olmak
Zorluklardan diğeri ise Türkiye’ye çok uzak olması. Öyle hop diye uçağa atlayıp gidemiyorsun. 12 saat uçmak, uçmayı seven biri için bile kolay iş değil, hele ki küçük çocuklarla.. Ve sonrası jetlag çok zorlayıcı. Bu uzaklık maddi, manevi çok çok zor ve zaman zaman ne işim var benim burda dedirten cinsten.
Mesela 3 gün önce teyze oldum, kızkardeşimin bebeği oldu ama atlayıp minik yiğenimi görmeye gitmeyi aklımdan bile geçiremiyorum. Böyle günler bu uzaklığın en ağır olduğu günlerden tartışmasız.
5)Yemek içmek
Yemek kültürünün, bizim köklü tarihimizin icerisinde ne kadar değerli bir şey olduğunu buraya gelince anladım. Buradaki insanlar yemek pişirmeyi bilmiyorlar. Sebzeleri sadece ızgara yada kızartma olarak, bifteğin yanında yiyen bir kültürden bahsediyoruz.
Tabi ki güzel yemek yiyebileceğiniz restoranlar var, ama genel olarak buradaki yemek kültürünü türk yemek kültürüyle karşılaştırmak bile gereksiz. Hele ki kiiiii çorbalar, ah türk çorbaları.. Herşeyi bir kenara atın, lokantaya gittiğinizde içtiğiniz çorbanın bile ne kıymetli olduğunu bilin a dostlar:)) Kısacası geleneksel türk lezzetlerinden ayrı kalmak çok zorlayıcı. Bu arada, burda da türk ve akdeniz restoranları var fakat bu restoranlarda da beklediğin tadı bulmak her zaman kolay olmuyor.

Bugün bu yazıda yurtdışında yaşamamın zorlu yanlarına değindim. Eklemek isterim ki zorlanmış olmak geldiğim için bir gün bile pişman hissettirmedi. Burada yaşamak yaşadığım zorlukların her birine değecek yaşam standartlarına sahip olmamı sağladı. Bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Yazımla ilgili duygularınızı, soru ve görüşleriniz paylaşırsanız çok mutlu olurum. Bir sonraki yazımda buluşabilmek ümidiyle. Şimdilik hoşçakalın.
Beni instagramdan takip et:)
https://www.instagram.com/semrabulu.offical/
